Archives Eylül 2026

Yargıtay Ceza Genel Kurulu: Bölge Adliye Mahkemesinin Kanuni Dayanak Olmaksızın Verdiği Bozma Kararı Hükümsüzdür.

Bölge Adliye Mahkemesi Kanuni Dayanak Olmadan Bozma Kararı Veremez

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 30.04.2025 tarihli, 2024/490 E. ve 2025/197 K. sayılı kararıyla, Bölge Adliye Mahkemesi ceza dairelerinin kanunda açıkça öngörülen hâller dışında ilk derece mahkemesi kararını bozamayacağına karar verdi.

Ceza Genel Kurulu, kanuni dayanağı bulunmayan Bölge Adliye Mahkemesi bozma kararının ve bu karara dayanılarak ilk derece mahkemesince verilen kararın “hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul” olması nedeniyle hükümsüz sayılması gerektiğini kabul etti.

Karar, özellikle istinaf incelemesinin sınırları, Bölge Adliye Mahkemelerinin bozma yetkisi ve sanığın temyiz hakkı bakımından önem taşımaktadır.

Somut Olayda Ne Olmuştur?

Somut olayda sanık hakkında konut dokunulmazlığının ihlali ve silahla tehdit suçlarından mahkûmiyet hükümleri kurulmuştur.

Olayda sanığın gece saatlerinde bir öğrenci yurduna pencereden girdiği, mağdurlardan para ve cep telefonlarını istediği, elindeki tığı göstererek bağırmaları hâlinde gözlerine sokacağını ve kendilerini öldüreceğini söylediği, mağdurların odadan çıkmasına izin vermediği ve yaklaşık iki saat odada kaldığı anlaşılmıştır.

İlk derece mahkemesinin kararının istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, sanığın eylemlerinin nitelikli yağmaya teşebbüs ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını oluşturduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesi hükmünün bozulmasına karar vermiştir.

Bozma kararına uyan ilk derece mahkemesi ise sanık hakkında nitelikli yağmaya teşebbüs suçundan mahkûmiyet hükümleri kurmuştur. Bu kararın da istinaf incelemesinden geçmesinin ardından dosya Yargıtay’ın önüne gelmiştir.

Yargıtay Öncelikle Esas Sorunu Değil, “Bozma Yetkisini” İnceledi

Dosyada ayrıca, sanığın eylemine ilişkin olarak TCK m. 36 kapsamında gönüllü vazgeçme hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı ve eylemin nitelikli yağmaya teşebbüs mü yoksa tehdit ve konut dokunulmazlığının ihlali suçlarını mı oluşturduğu konusunda uyuşmazlık bulunmaktaydı.

Ancak Ceza Genel Kurulu, bu maddi ve hukuki değerlendirmeye geçmeden önce daha temel bir sorunun çözülmesi gerektiğini belirlemiştir:

Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını bu şekilde bozabilir mi?

Ceza Genel Kurulu, Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle bu sorunun değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır.

İstinaf ile Temyiz Aynı İşleve Sahip Değildir

Ceza Genel Kurulu kararında istinaf ve temyiz kanun yollarının farklı işlevlere sahip olduğu ayrıntılı şekilde açıklanmıştır.

İstinaf incelemesinde Bölge Adliye Mahkemesi, kural olarak hem maddi vakıa denetimi hem de hukuki denetim yapabilmektedir. İlk derece mahkemesi kararını bütün olarak inceleyebilmekte ve hukuka aykırılıkları tespit ettiğinde yeniden yargılama yaparak bunları giderebilmektedir.

Buna karşılık temyiz, kural olarak bir hukuki denetim mekanizmasıdır. Yargıtay’ın incelemesi, Bölge Adliye Mahkemesi kararının maddi ceza hukuku ve muhakeme hukuku kurallarının uygulanması bakımından hukuka uygun olup olmadığıyla sınırlıdır.

Bu nedenle Ceza Genel Kurulu, Bölge Adliye Mahkemesini kural olarak “ıslah mahkemesi” olarak nitelendirmiş; Bölge Adliye Mahkemesinin Yargıtay gibi hareket ederek her hukuka aykırılık hâlinde bozma kararı veremeyeceğini vurgulamıştır.

BAM’ın Bozma Yetkisi Hangi Hâllerle Sınırlı?

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 280. maddesi, Bölge Adliye Mahkemesi ceza dairelerinin hangi hâllerde bozma kararı verebileceğini düzenlemektedir.

Ceza Genel Kuruluna göre bu bozma sebepleri tahdidî, yani sınırlı sayıdadır.

Buna göre Bölge Adliye Mahkemesi;

  • CMK m. 289’da belirtilen belirli hukuka kesin aykırılık hâllerinin bulunması,
  • Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmemiş olması,
  • Önödeme veya uzlaştırma usulünün uygulanmamış olması,
  • Davanın başka bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması

gibi kanunda açıkça düzenlenen hâllerde bozma kararı verebilir.

Bunların dışındaki hukuka aykırılıkların varlığı hâlinde ise Bölge Adliye Mahkemesinin, somut olayın niteliğine göre gerekli incelemeyi yaparak hükmü kaldırması ve yeniden hüküm kurması gerekir.

Kanunsuz Bozma Kararı Temyiz Hakkını Kısıtlayabilir

Kararın uygulama bakımından en önemli noktalarından biri de temyiz hakkı ile bozma yetkisi arasındaki bağlantıdır.

CMK m. 286/1 uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan kararları kural olarak temyiz edilebilir.

Ancak Bölge Adliye Mahkemesi, kanunun kendisine vermediği bir yetkiyi kullanarak bozma kararı verdiğinde, söz konusu bozma kararının olağan kanun yoluyla temyiz edilmesi mümkün olmayabilmektedir.

Bu durum, ilk derece mahkemesi kararındaki hukuka aykırılığın giderilmesiyle sınırlı kalmayan bir sonuç doğurmakta; sanığın üst derece mahkemesinde inceleme yaptırma ve temyiz hakkının kısıtlanmasına neden olabilmektedir.

Anayasa Mahkemesi de Benzer Bir Değerlendirme Yaptı

Ceza Genel Kurulu, değerlendirmesinde Anayasa Mahkemesinin 09.01.2025 tarihli kararına da yer vermiştir.

Anayasa Mahkemesi, Bölge Adliye Mahkemesinin kanunda açıkça öngörülen hâller dışında bozma kararı vermesi sonucunda başvurucunun temyiz kanun yoluna erişememesini, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı yönünden değerlendirmiştir.

AYM, kanuni dayanağı bulunmayan bozma kararı nedeniyle kişinin temyiz kanun yoluna başvurma imkânından mahrum bırakılmasını, mahkemeye erişim hakkına yönelik kanuni dayanağı bulunmayan bir müdahale olarak değerlendirmiştir.

Hukuka Aykırı BAM Bozması Hükümsüz Sayılabilir

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kararında dikkat çeken bir diğer husus, kanuni dayanağı olmayan bozma kararının hukuki sonucudur.

Ceza Genel Kurulu;

“Bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan … bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle ‘hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları’ gerekir.”

sonucuna ulaşmıştır.

Somut olayda da Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin bozma kararı ile bu bozma kararına dayanılarak ilk derece mahkemesince verilen karar hükümsüz sayılmıştır. Dosyanın, ilk derece mahkemesinin 17.05.2018 tarihli ilk hükümleri bakımından yeniden istinaf incelemesi yapılmak üzere Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

Önemli Bir Nokta: Gönüllü Vazgeçme Konusu İncelenmedi

Kararın başında nitelikli yağmaya teşebbüs ve TCK m. 36 kapsamında gönüllü vazgeçme konusu önemli bir uyuşmazlık olarak görünmekle birlikte, Ceza Genel Kurulu ulaştığı ön sorun nedeniyle bu konu hakkında esaslı bir değerlendirme yapmamıştır.

Başka bir ifadeyle, bu kararın temel içtihadı gönüllü vazgeçmenin şartlarına değil, Bölge Adliye Mahkemesinin bozma yetkisinin sınırlarına ilişkindir.

Kararın Hukuki Önemi

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bu kararı, istinaf aşamasında “bozma” ile “hükmün kaldırılarak yeniden hüküm kurulması” arasındaki ayrımın önemini ortaya koymaktadır.

Karar doğrultusunda özellikle şu hususların değerlendirilmesi önem kazanmaktadır:

Bölge Adliye Mahkemesinin verdiği bozma kararının CMK m. 280/1 kapsamında kanuni bir dayanağının bulunup bulunmadığı,

Bozma yerine hükmün kaldırılarak yeniden hüküm kurulması gereken bir durumun söz konusu olup olmadığı,

Kanuni dayanağı olmayan bir bozma kararının tarafların temyiz hakkını etkileyip etkilemediği,

Bu bozma kararına dayanılarak ilk derece mahkemesince verilen sonraki hükmün hukuki geçerliliğinin bulunup bulunmadığı

somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmelidir.

Sonuç

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2024/490 E., 2025/197 K. sayılı kararı, Bölge Adliye Mahkemelerinin bozma yetkisinin sınırsız olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

Kanunda öngörülen bozma sebepleri bulunmaksızın verilen bir Bölge Adliye Mahkemesi bozma kararı, yalnızca usule ilişkin bir hata olarak kalmayabilir; tarafların kanun yolu güvencelerini, özellikle temyiz hakkını doğrudan etkileyebilir.

Ceza Genel Kurulu, somut olayda kanuni dayanağı bulunmayan BAM bozma kararı ile bu karara dayanılarak verilen ilk derece mahkemesi kararını hükümsüz kabul etmiş ve dosyanın ilk derece mahkemesinin önceki hükmü üzerinden yeniden istinaf incelemesi yapılması amacıyla Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Karar: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 30.04.2025, E. 2024/490, K. 2025/197.

CMK Müdafiine Beraat Vekâlet Ücreti Ödenmesi: Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun Emsal Kararı

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 22.04.2025 tarihli, 2025/67 Esas ve 2025/184 Karar sayılı kararı, CMK kapsamında baro tarafından görevlendirilen zorunlu müdafilerin, yargılama sonucunda sanığın beraat etmesi hâlinde Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hükmedilecek maktu vekâlet ücretinden yararlanıp yararlanamayacağı konusunda önemli bir değerlendirme ortaya koymuştur.

Uzun süredir uygulamada tartışmalara neden olan bu konuda, bazı mahkemeler ve Yargıtay ceza daireleri arasında farklı değerlendirmeler yapılabilmekteydi. Uyuşmazlığın temelinde ise CMK kapsamında görevlendirilen müdafiin aldığı ücret ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca beraat eden sanık lehine hükmedilen maktu vekâlet ücretinin ilişkisi bulunmaktaydı.

CMK Müdafiinin Beraat Vekâlet Ücreti Hakkı Tartışması

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında baro tarafından görevlendirilen müdafi ve vekillere, özel bir tarife kapsamında ödeme yapılmaktadır. 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 13. maddesi uyarınca, CMK kapsamında görevlendirilen müdafi ve vekile ödenecek ücret, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinden ayrı olarak Adalet ve Maliye Bakanlıkları tarafından belirlenmektedir.

Buna karşılık, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 14. maddesinde, beraat eden ve vekil veya müdafi ile temsil edilen sanık lehine Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedileceği düzenlenmiştir.

2023 yılında yapılan düzenlemeyle, sanığın CMK kapsamında görevlendirilmiş bir müdafiinin bulunması hâlinde de bu ücretin uygulanacağı ve kovuşturma nedeniyle Hazineden alınan CMK ücretinin mahsup edileceği açıkça Tarifeye eklenmiştir. Türkiye Barolar Birliği de bu düzenlemenin uygulanmasında ortaya çıkan farklılıkların giderilmesi amacıyla konuya ilişkin açıklamada bulunmuştur.

Buna rağmen uygulamada, özellikle 5320 sayılı Kanun’un 13. maddesindeki “avukatlık ücret tarifesinden ayrık olarak” ibaresi gerekçe gösterilerek CMK müdafilerine ayrıca beraat vekâlet ücreti ödenemeyeceği yönünde değerlendirmeler yapılmıştır.

İşte Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2025/67 Esas, 2025/184 Karar sayılı kararı bu uyuşmazlığı ele almaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu Ne Karar Verdi?

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, uyuşmazlığı CMK gereğince görevlendirilen zorunlu müdafi tarafından temsil edilen ve yargılama sonucunda beraat eden sanık lehine, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca maktu avukatlık ücretine hükmedilip hükmedilemeyeceği kapsamında değerlendirmiştir.

Kurul, somut olayda sanığın CMK’nın 150. maddesinin 3. fıkrası kapsamında baro tarafından zorunlu müdafi ile temsil edildiğini ve yargılama sonucunda beraat ettiğini tespit etmiştir.

İlk derece mahkemesi beraat kararı vermiş, ancak beraat eden sanık lehine maktu vekâlet ücretine hükmetmemiştir. Sanık müdafii ise bu hususu temyiz konusu yapmıştır.

Yargıtay 10. Ceza Dairesi, CMK kapsamında görevlendirilen müdafiin ücretinin mahsup edilmesi suretiyle beraat eden sanık lehine bakiye maktu vekâlet ücretinin Hazine tarafından ödenmesine karar verilmesi gerektiği yönünde hüküm kurmuştur.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise, CMK müdafi ücretlerinin 5320 sayılı Kanun’un 13. maddesi kapsamında özel olarak düzenlendiğini ve bu nedenle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin CMK müdafileri bakımından ayrıca ücret öngöremeyeceğini ileri sürerek itiraz yoluna başvurmuştur.

Uyuşmazlık bunun üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulu önüne gelmiştir.

Ceza Genel Kurulu’nun Gerekçesi

Ceza Genel Kurulu öncelikle, CMK kapsamında görevlendirilen müdafiin ücretinin 5320 sayılı Kanun’un 13. maddesi uyarınca özel bir düzenlemeye tabi olduğunu kabul etmiştir.

Bununla birlikte Kurul, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 14/4. maddesinde yer alan düzenlemenin de yürürlükte olduğunu ve bu düzenlemenin, CMK kapsamında görevlendirilen müdafii bulunan beraat etmiş sanıklar bakımından uygulanacağını değerlendirmiştir.

Kurula göre, Tarifede belirlenen ücret, CMK kapsamında görevlendirilen müdafie kovuşturma nedeniyle Hazineden ödenen ücretin mahsubu suretiyle uygulanmalıdır.

Dolayısıyla söz konusu sistem, CMK müdafii için iki ayrı ücretin hiçbir mahsup yapılmadan birlikte ödenmesi şeklinde değildir. Öncelikle CMK kapsamında yapılan ödeme dikkate alınmakta, ardından AAÜT uyarınca belirlenen beraat vekâlet ücretinden bu tutar mahsup edilmekte ve bakiye miktarın Hazine tarafından ödenmesi söz konusu olmaktadır.

“Sarf Edilen Emek ve Mesai ile Orantılı” Olmalı

Kararın dikkat çeken yönlerinden biri, Ceza Genel Kurulu’nun değerlendirmesinde savunma makamının niteliğine ve avukatlık mesleğinin bağımsızlığına özel olarak vurgu yapmasıdır.

Ceza Genel Kurulu şu değerlendirmede bulunmuştur:

“Avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir. Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder.”

Kurul devamında, zorunlu veya görevlendirilmiş müdafiin, seçilmiş müdafi ile aynı görevi ve aynı şartlarda yerine getirdiğine; hatta bazı durumlarda CMK’nın 188. maddesi gibi düzenlemeler nedeniyle daha fazla yükümlülük üstlenebildiğine dikkat çekmiştir.

Kararın bu konudaki önemli değerlendirmesi şöyledir:

“Seçilmiş müdafii ile aynı görevi, aynı şartlarda eda eden, hatta bazı durumlarda (CMK madde 188 gibi) daha fazlasını yapmak mecburiyeti bulunan zorunlu/görevlendirilmiş müdafiin alacağı ücretin, seçilmiş müdafii ile eşit olması beklenmese de, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil edebilmesi adına, sarf edilen emek ve mesai ile orantılı ve meslek onuruna yaraşır bir miktara tekabül etmesi gerekir.”

Bu değerlendirme, yalnızca somut dosyadaki ücret uyuşmazlığı bakımından değil, CMK müdafiliğinin hukuki niteliği ve savunma makamının konumu bakımından da önem taşımaktadır.

Kararın Sonucu

Ceza Genel Kurulu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar vermiştir.

Böylece, CMK kapsamında görevlendirilen zorunlu müdafi tarafından temsil edilen ve beraat eden sanık lehine, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 14/4. maddesi uyarınca maktu vekâlet ücretine hükmedilmesinin mümkün olduğu kabul edilmiştir.

Ancak burada önemli olan husus, CMK kapsamında ödenen ücretin ayrıca dikkate alınmasıdır. AAÜT uyarınca hükmedilecek maktu vekâlet ücretinden, CMK görevlendirmesi nedeniyle kovuşturma için Hazineden ödenen ücret mahsup edilecek; bakiye miktar Hazine tarafından ödenecektir.

Kararın Uygulamadaki Önemi

Karar, özellikle beraat eden sanığın CMK müdafii tarafından temsil edildiği dosyalarda hüküm kurulurken vekâlet ücretinin de değerlendirilmesi bakımından önem taşımaktadır.

Bu çerçevede mahkemelerin, yalnızca “sanığın CMK müdafii ile temsil edildiği” gerekçesiyle beraat vekâlet ücretine hükmetmemesi yerine, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin ilgili hükmünü ve CMK kapsamında yapılan ödemeyi birlikte değerlendirmesi gerekmektedir.

Nitekim kararın somut olayında da beraat eden sanık lehine, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca maktu vekâlet ücretinin belirlenmesi ve CMK kapsamında ödenen miktarın bu ücretten mahsup edilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Bu yaklaşım, 2025 yılı içerisinde Yargıtay’ın farklı ceza dairelerince verilen kararlarda da görülmektedir. Örneğin Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 10.03.2026 tarihli kararlarında, CMK kapsamında görevlendirilen müdafii bulunan ve beraat eden sanık lehine AAÜT’nin 14/4. maddesi uyarınca maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi ve CMK kapsamında ödenen ücretin mahsup edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Sonuç

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2025/67 Esas, 2025/184 Karar sayılı kararı, CMK kapsamında görevlendirilen müdafilerin beraat eden sanık lehine hükmedilen maktu vekâlet ücreti bakımından yaşanan uygulama farklılıkları açısından önemli bir içtihat niteliğindedir.

Kararın ortaya koyduğu temel uygulama şu şekilde özetlenebilir:

CMK müdafii ile temsil edilen ve beraat eden sanık lehine AAÜT uyarınca maktu vekâlet ücretine hükmedilebilecek; ancak CMK kapsamında kovuşturma nedeniyle Hazineden ödenen müdafilik ücreti bu tutardan mahsup edilecektir.

Kararın ayrıca, zorunlu müdafiliğin yalnızca şekli bir görevlendirme olmadığını; müdafiin yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunma makamını temsil ettiğini ve ücretlendirme sisteminin yapılan hukuki yardımın niteliği, emek ve mesai ile bağının gözetilmesi gerektiğini vurgulaması bakımından da özel bir önemi bulunmaktadır.

İlgili Karar

Yargıtay Ceza Genel Kurulu
Tarih: 22.04.2025
Esas No: 2025/67
Karar No: 2025/184
Konu: CMK kapsamında görevlendirilen zorunlu müdafi tarafından temsil edilen ve beraat eden sanık lehine AAÜT uyarınca maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi.

Ayrıca Türkiye Barolar Birliği de 24.06.2025 tarihli duyurusunda, söz konusu Ceza Genel Kurulu kararına yer vererek CMK kapsamındaki görevlendirmelerde beraat/katılan yan vekâlet ücreti uygulamasına ilişkin yaşanan tereddütlere dikkat çekmiştir.